yani ben öyle bir kediyim ki
gözlerim büyüyüp küçülmüyor
yani
sonsuzluğun acısını çekmiyorum

Adın, Turgut Uyar 

(Source : tangibilis)

“Hep senin suçun değil,” dedim. “İnsan kendi felaketini seçemez. Kendi felaketine aktif katılım içinde olabilir ama yine de onu seçemez. Yıkılmak için dizilen domino taşları gibiyiz. Biri gelir sana çarpar, seni yıkar ama onu da başka biri yıkmıştır. Biraz tepeden, soğukkanlı bir zaviyeden bakınca göze hoş gelen bir görüntü aslında. Kendi felaketinden bile zevk alabilirsin böylece. O felakette seni diğer insanlara bağlayan şeyi görürsün çünkü. Bu durumda herkes suçlu olduğuna göre hiç kimsenin suçlu olamayacağını anlarsın. Herkes birbirini yıkar. İnsana kim vurduya gitmek yakışır.”

“İnsan iradesini hiçe sayıyorsun o zaman.”

“Hayır,” dedim. ”İnsan iradesine hayranım. İradeli insan yirmi sene çalışıp bir ev alır ve sonra o evin yirmi saniyede yıkıldığını görür. Her şeyini kaybetmiştir ama pes etmez, yirmi yılının boşa geçtiğini anlamıştır ama bunu kimseye çaktırmaz. Sonra cebinde taksi parası bile kalmadığından bir bayram arifesinde otogara valiz taşımak zorunda kalıp kalp krizi geçirir. Hastaneye götürürler ama hastanede yeterli teçhizat yoktur. İradeli insanı bir ambulansa koyup başka bir hastaneye gönderirler. Ama başka iradeli orospu çocuğu insanlar ambulansa yol vermezler ve o iradeli insan hastaneye varamadan trafikte ölür. Ambulansın sirenleri iradeli insan ölmemiş gibi çalmaya devam eder bir süre daha. Sirenler çalarken iradeli insanın kafasından geçen son düşünce de ‘Ben nerede yanlış yaptım,’ olur. İşte sana babamın ve insan iradesinin hikâyesi.”     

Hisler Ansiklopedisi, Emrah Serbes

(Source : afilifilintalar.com)

Oysaki bıraksalardı, çocuklar kuğulardan ne çok şey öğreneceklerdi. Belki o insanlığın unutulmuş, insanı insan eden tek erdemlerini, hiç olmazsa seyrederek tadına varacaklardı sevişmenin. Sevişmenin böyle güzel, doğal olduğunu bileceklerdi.

Salih anlatıyordu, o kadar kuğudan bir tek kuğu kaldı, diyordu. Kuğular çift gezer, diyordu. Birisini vurdular, öbürü tek kaldı. Dolandı durdu havada. Gökyüzünden kan içinde kalmış kuğu ölü olaraktan göle düştü. Kuğulara kimse acımadı.

[Flash 9 is required to listen to audio.]  

Anonyme a demandé: birkaç dergi-kitap önerebilir misin?

Birikim, Express ve Altyazı’yı öneriyim, düzenli takip ettiklerimden. 
Sabırsız Yürek - Stefan Zweig, Kusurlu Bahçe - Mehmet Said Aydın, Al Gözüm Seyreyle Salih - Yaşar Kemal, Bildiğin Gibi Değil - Rojin Canan Akın & Funda Danışman, Didem Madak - “Ah”lar Ağacı 

öyle doluyum ki seninlekendimden döküleceğim toz gibi 

öyle doluyum ki seninle
kendimden döküleceğim toz gibi 

o günler geçip gitti
o günler, kirpiklerimin arasından

Her şey senin düşündüğünden daha karmaşık. Doğru olanın sadece onda birini görüyorsun. Verdiğin her karardan etkilenecek milyonlarca şey var. Her seçim yaptığında hayatını mahvedebilirsin. Ama belki de aradan yirmi yıl geçer ve sen asla ama asla neden böyle olduğunu anlayamayabilirsin. Ve doğru işi yapmak için yalnızca tek şansın vardır. Sadece dene ve boşanmanın nedenini bulmaya çalış. Ve kader diye bir şeyin olmadığını söylerler ama herkes kendi kaderini belirler. Ve dünya ne kadar uzun süre devam ederse etsin sen sadece saniyelik bir zaman dilimi için buradasın. Zamanının büyük bir kısmı, ölüyken ya da doğmamışken harcanır. Ama yaşamak varken, sen, birinin gelip her şeyi düzeltmesini bekliyorsun. Bir telefon için, bir mektup için ya da bir bakış için yıllarını harcıyorsun. Gelecek gibi görünmesine rağmen asla gelmiyor. Sonuçta zamanını hayal meyal bir pişmanlık ya da gerçekleşmesi imkansız bir umut ile geçiriyorsun. Sana bağlılık hissettiren bir şey. Kendini bir bütün hissetmeni sağlayan şey. Sevildiğini hissetmeni sağlayan bir şey. Gerçek şu ki, çok kızgınım! Ve gerçek şu ki, lanet olsun çok mutsuzum. Ve gerçek şu ki, çok yalnız kaldım ve çok uzun süre çok acı çektim. Ve yalnız kaldıkça, bütün bu süre zarfında iyiymişim gibi davrandım! Nedenini bilmiyorum. Belki herkes kendi dertleriyle ilgilenirken benim zavallılığımı duymak istemediği için. Pekala, herkesin canı cehenneme. Amin. 

Her şey senin düşündüğünden daha karmaşık. Doğru olanın sadece onda birini görüyorsun. Verdiğin her karardan etkilenecek milyonlarca şey var. Her seçim yaptığında hayatını mahvedebilirsin. Ama belki de aradan yirmi yıl geçer ve sen asla ama asla neden böyle olduğunu anlayamayabilirsin. Ve doğru işi yapmak için yalnızca tek şansın vardır. Sadece dene ve boşanmanın nedenini bulmaya çalış. Ve kader diye bir şeyin olmadığını söylerler ama herkes kendi kaderini belirler. Ve dünya ne kadar uzun süre devam ederse etsin sen sadece saniyelik bir zaman dilimi için buradasın. Zamanının büyük bir kısmı, ölüyken ya da doğmamışken harcanır. Ama yaşamak varken, sen, birinin gelip her şeyi düzeltmesini bekliyorsun. Bir telefon için, bir mektup için ya da bir bakış için yıllarını harcıyorsun. Gelecek gibi görünmesine rağmen asla gelmiyor. Sonuçta zamanını hayal meyal bir pişmanlık ya da gerçekleşmesi imkansız bir umut ile geçiriyorsun. Sana bağlılık hissettiren bir şey. Kendini bir bütün hissetmeni sağlayan şey. Sevildiğini hissetmeni sağlayan bir şey. Gerçek şu ki, çok kızgınım! Ve gerçek şu ki, lanet olsun çok mutsuzum. Ve gerçek şu ki, çok yalnız kaldım ve çok uzun süre çok acı çektim. Ve yalnız kaldıkça, bütün bu süre zarfında iyiymişim gibi davrandım! Nedenini bilmiyorum. Belki herkes kendi dertleriyle ilgilenirken benim zavallılığımı duymak istemediği için. Pekala, herkesin canı cehenneme. Amin. 

We’ll catch mockingbirds.

Kimse kimsenin yerini tutmaz ki baba.

Kimse kimsenin yerini tutmaz ki baba.