Aug 29, 2014
Aug 28, 2014

(Source: 4kare)

Aug 28, 2014
Aug 27, 2014
"Ah beyefendi!" dedi yeğen. "Bunları da ötekiler gibi ateşe mahkum etseniz iyi olur; çünkü dayım şövalyelik hastalığından kurtulup bunları okuyarak çoban olmaya, ormanlarda, ovalarda çalıp söyleyerek dolaşmaya heves ederse hiç şaşmam. Daha da kötüsü, şair olmaya kalkışabilir; duyduğuma göre bu, tedavisi olmayan, bulaşıcı bir hastalıkmış."
La Mancha’lı Yaratıcı Asilzade Don Quijote, Miguel de Cervantes Saavedra

"Ah beyefendi!" dedi yeğen. "Bunları da ötekiler gibi ateşe mahkum etseniz iyi olur; çünkü dayım şövalyelik hastalığından kurtulup bunları okuyarak çoban olmaya, ormanlarda, ovalarda çalıp söyleyerek dolaşmaya heves ederse hiç şaşmam. Daha da kötüsü, şair olmaya kalkışabilir; duyduğuma göre bu, tedavisi olmayan, bulaşıcı bir hastalıkmış."

La Mancha’lı Yaratıcı Asilzade Don Quijote, Miguel de Cervantes Saavedra

(Source: commons.wikimedia.org, via magictransistor)

Aug 26, 2014

9 Ocak ‘82

İnsanoğlu bin yıldır mutluluğun peşinde, fakat mutlu değil. Neden? Çünkü beceremiyor, çünkü bunun yolunu bilmiyor - her iki sebep de geçerli. Bunların da ötesinde, çünkü dünyasal hayatlarımızda kesintisiz mutluluk yok, sadece gelecekte onu elde etme umudu var. Acı olmak zorunda, çünkü iyi ile kötü arasındaki savaşta ruh ancak acı çekilerek saflığına kavuşabilir. 

Zaman Zaman İçinde, Andrey Tarkovski 

Aug 26, 2014

Bazen içimi ruhumu derinden sarsan nefes kesici bir mutluluk kaplıyor, böyle anlarda etrafımdaki dünyanın uyumu gerçekten dengeli ve amaca hizmet ediyormuş gibi görünmeye başlıyor ve benim içsel, zihinsel yapım ya da sistemim evrenin, çevrenin dış yapısıyla irtibata geçiyor ya da tam tersi.

Böyle anlarda kendimi çok güçlü hissediyorum. İçimdeki aşkın, kahramanlığın her türlü fiziksel üstünlüğüne sahip olduğuna, bütün engelleri aşabileceğine, bu keder ve sıkıntının biteceğine ve acının, umutları ve düşleri gerçekleştirme mutluluğuna dönüşeceğine inanıyorum.

Zaman Zaman İçinde, Andrey Tarkovski 

Aug 26, 2014
Aug 25, 2014

Her tabu, her yasa ve her kural en azından iki işlev görür. Birincil düzlemde bunlar davranışları denetim altında tutmak, insanların kültürün uygunsuz, ahlaka aykırı ya da yanlış gördüğü şeyleri yapmasını engellemek için vardır. Ama daha geniş bir düzlemde kurallar ve tabular, kültürün insan deneyiminden bir anlam çıkarabilmek için bel bağladığı soyut kavramların betimlemeleri olarak vardır. “Çalmayacaksınız” gibi bir kural, insanlara başkalarının mallarını çalmamalarını emreder. Ama aynı zamanda “özel mülkiyet” kavramının kültürde önemli bir görev gördüğü mesajını da iletir. Üstelik toplumda “özel mülkiyetin” ve “çalmanın” ne olduğu konusunda bir görüş birliği olduğunu ve bu kültürde yaşayanların bu fikirlerin ve ne anlama geldiklerinin farkında olduğunu farz eder.

Bekaretin El Değmemiş Tarihi, Hanne Blank

Aug 23, 2014
We were just going to the movies to kiss and eat ice cream and eventually look at the movie. But I didn’t care. I was much more interested in literature; I wanted to be a writer. Then I saw Godard’s film, Pierrot Le Fou, and I had the feeling it was art, and that you could express yourself. It was in 1965, and you felt that the times were changing. He was really representing that, and freedom and poetry and another type of love and everything. So as a little girl, I went out of that place, the cinema, and I said, “I want to make films. That’s it.”
Chantal Akerman (b. June 6, 1950)

We were just going to the movies to kiss and eat ice cream and eventually look at the movie. But I didn’t care. I was much more interested in literature; I wanted to be a writer. Then I saw Godard’s film, Pierrot Le Fou, and I had the feeling it was art, and that you could express yourself. It was in 1965, and you felt that the times were changing. He was really representing that, and freedom and poetry and another type of love and everything. So as a little girl, I went out of that place, the cinema, and I said, “I want to make films. That’s it.”

Chantal Akerman (b. June 6, 1950)

(Source: communicants)

Aug 23, 2014

(Source: bridiequilty)

Aug 23, 2014

(Source: shihlun)

Aug 21, 2014

Albert: 1960’ların başında ve ortalarında insanlar politize olmaya başladıklarında toplumu anlamaya çalışan entelektüel bir bileşen vardı. Uzun saçtan tutun da yerde bir şilte üzerinde uyumaya ve diğer çeşitli davranışsal niteliklere değin yaşam tarzına ilişkin bir tutum vardı. Ebeveynlerin çoğu yaşam tarzına ilişkin bu türden hareketlerin, dile getirilen fikirlerden çok daha can sıkıcı olduğunu anlayacak kadar görmüş geçirmiş idi. Çünkü burada çok kuvvetli bir bağlılık vardır. Eğer bu türden, yaşam tarzına ilişkin davranış biçimlerine, uyuşma biçimlerine, birbirini tanıma ve aynı şeyin parçası olma biçimlerine sahip olan bir cemaatiniz varsa, anaakım davranışçılıktan daha kolay kaçabilirsiniz. Genel kabul gören kuralları aptalca ya da yanlış bulabilirsiniz ve bunlar size artık çekici gelmez. Bu 1970’lerden beri kayboldu. Solun, anaakım ve sağa ait genel hayat tanımları ile rekabet edebilecek bir şeyi kalmadığını düşünüyorum. Dolayısıyla solda, baştan çıkarıcı şeyleri görmezden gelmeyi daha kolay hale getirecek güçlü bir yaşam tarzı ve kimlik yok. İdealleriniz var, ancak bir karşı-kimliğiniz yok.

Chomsky: Bu kısmen, alternatif yaşam tarzlarının kolayca ticarileşmiş, anaakım kültüre soğurulmuş, giysi satmak ve benzeri şeylere indirgenmiş olmasından kaynaklanıyor.

Albert: Evet bu işin bir yanı. Kısmen de alternatif yaşam tarzının hiçbir zaman tasarlandığı gibi harika olmamasından. Pozitif olarak tanımlanmak yerine hep mevcut olanın tersi olarak tanımlandı. Korkunç olan bir şeyin tersi her zaman harika olmuyor. 1960’larda yaşam ve davranış biçimimizin birçok öğesi, uzun bir dönem boyunca benimsenecek yaşam ve davranış biçimleri olarak kavranmadı. Bir dönem iş gördü, ancak uzun vadede yeterince tatmin edici değildi. 

• Chomsky: (…) Örneğin horozların birbirlerini paramparça ettikleri horoz dövüşünü ele alın. Kültürümüz bunu barbarca bulmaktadır. Diğer yandan insanları birbirlerini paramparça etmesi için eğitiyoruz. Dolayısıyla fakir insanlar için izin verdiğimiz şeyleri horozların yapmasına izin vermiyoruz. Bu, boks müsabakası olarak adlandırılır ve barbarca olduğu kabul edilmez. Burada tuhaf değerler işin içindedir.

Albert: Evet, tuhaf. Ama tabii ki boksörlere cömertçe para öderken horozlara para ödemiyoruz. Boksörlerin acı çektiklerini kabul ediyoruz.

Chomsky: Ama herkes bilir ki zengin ailelerden profesyonel boksçu çıkmaz. Bu size hemen bir fikir veriyor. 

• Albert: Kamu okul sisteminin yalnızca itaatkar olmayı değil, can sıkıntısına katlanmayı, oturup saate bakmayı ve sınıftan kaçmayı da öğrettiğini fark ettim. Bu, tam olarak bir kapitalist şirkette çalışırken sahip olmanız gereken bir beceri.

Chomsky: Dakiklik. 15 yaşlarındayken Doğu Avrupa’dan Amerika’ya göç eden çok eski bir arkadaşım, bir zamanlar bana, New York’ta parlak çocuklar için bir okula gittiğini söylemişti. Daha önce aldığı eğitim ile karşılaştırıldığında onun dikkatini çeken şeylerden birinin, bir sınavda ortalama bir not aldığınızda buna kimsenin aldırmadığı, ama sınıfa iki dakika geç kalırsanız müdürün odasına çağrılıp fırça yemeniz olduğunu söylemişti. Bunun anlamı, bir montaj hattında çalışmak için uysal, itaatkar ve dakik olmak üzere eğitilmekte olduğunuzdur. 

Entelektüellerin Sorumluluğu, Noam Chomsky - Michael Albert

Aug 19, 2014
Güzeller güzeli bir resim olarak Sleeping Woman with a Cat.

Güzeller güzeli bir resim olarak Sleeping Woman with a Cat.

Aug 12, 2014
Aug 12, 2014

Fotoğraflar buradan.

Navigate
« To the past Page 1 of 81
About
"Bu kitapta anlatılanların gerçek kişilerle ve olaylara hiçbir ilgisi yoktur. Onları ben, büyük bir aynanın içinde gördüm. Üstelik ayna dumanlıydı ve olmayan bir şehirde geziniyordu."

https://twitter.com/velvetbride
http://uzunuzak.tumblr.com/
bornheller@gmail.com Subscribe via RSS.