Oysaki bıraksalardı, çocuklar kuğulardan ne çok şey öğreneceklerdi. Belki o insanlığın unutulmuş, insanı insan eden tek erdemlerini, hiç olmazsa seyrederek tadına varacaklardı sevişmenin. Sevişmenin böyle güzel, doğal olduğunu bileceklerdi.
Salih anlatıyordu, o kadar kuğudan bir tek kuğu kaldı, diyordu. Kuğular çift gezer, diyordu. Birisini vurdular, öbürü tek kaldı. Dolandı durdu havada. Gökyüzünden kan içinde kalmış kuğu ölü olaraktan göle düştü. Kuğulara kimse acımadı.
Kediler geldiler, halka oldular kırmızı balık kümesinin yöresine, kuyruklarını omuzlarına atıp hiç kıpırdamadan orada bekleştiler. Gün doğdu battı, dalgalar minare boyu geldiler gittiler, martılar binlerce, gökten yere sağılırcasına kendilerini balık kümesinin üstüne bıraktılar, kediler gene yerlerinden kıpırdamadılar. Bir kerecik, hep birden kuyruklarını keyifle oynattılar. Sonra gene orada yüzlerce, renk renk, yanıp sönen gözlerle kıpırdamadan kaldılar.